dün geceki en parlak keşfim kendileri,filthy few podcastinin en minnet duyulası armağanlarından biri. Little Boots, viktorya bişe asl adı, eski dead disco solisti olmasının yanında arkasına da hotchip elemanlarından joe goddard ın desteğini almış, orda burda yeni "disco queen" imiz şeklinde bir infial yaratmıştır. roisin murphy,annie, lykke li, glass candy arasında biyere koyabiliriz sanırım. aslında yutüb vidyolarında uyuz, suratsıs mendebur gibi gözükse de çok şirin hoş bi hatunmuş kendisi. sarışın hali kardeşime benzio ondan mı irrite oldum acaba, ayrıca burnu da süper, bnm topak burnuma hiç benzemio :// nese benden çıkıcak review da anca bukdr olur demekki. bidahaki sefere the cliks diicem size. öptm bye.
ya buarada haala youtube e giremeyen, yada tünellerle uuraşan insanlar duyuyorum. daha fazla duymak istemiyorum.şunu indirin kurun bişe yapın saçmalamayın lüffen. mucunk
***** o vidyoda elindeki alet tenorion die bişe, yamaha üretmiş ve 700 euro civarındaymış. içim gitti, şu bet sesimle ucubik müzikler yapıp sabahlara kdr sölemek istedim
kedim öldü blog. onu kurtarmak için hiçbişey yapamadım. kimi neyi suçlayacağımı da bilmiyorum. bi işe yaramıyor zaten. hastalık ve ölüm bzm küçük çaresiz beyinlerimiz için fazla katı, ağır gerçekler sanırım.
(eskişehirli, sevdiğim bir grup, çıkardıkları taze albüm için güzel etraflıca bi yazı yazmak niyetindeydim fakat an itibariyle mümkün görünmüyor... myspace linklerinden dinleyip sevenlerin albümü almalarını şiddetle tavsiye ederim. karşıya geçiim ben de alıcam. anadolu yakasında bulamadım ne hikmetse :S )
Şimdilik bu kdr... bikaç saat uyuyup sokağa çıkmak gerek bu leş gibi sıcakta... ebet misafirler... grrr... nese... bitti.
Ebeet, uzun zamandır yazmadığıma göre muhteşem bi dönüş yapmam gerektiğini düşünüyodum son günlerde sevgili pilog. Lazy likten öte baya bayaa komada, ölmesi an meselesi hastalıklı bir bloğun yazarıydım artık. Daha da ötesi, bloğumun adresini soran birine cevap verebilmek için saniyeler boyunca düşünmek zorunda kaldığım anlar dahi olmuştu.
Bir blog ölüyordu ve aklıma atamızın o muhteşem vecizesi geldi :
Mevzu bahis blogsa, gerisi teferruattır…
Ehhhm… tabi yanılmış da olabilirim. Affola :D
Ve bunca aydır yazmadığına göre kimbilir ne birikimler, ne çok şeyler edinmiştir bize anlatacak diyerek merakla dönüşümü bekleyen milyonlarca okurum için ülke gündemini, tutkuyla sevdiğimiz güzel ve yalnız dünyamızın genel hal ve gidişatını büyük bir odak ve dikkatle takip ettim. Evet, ruh dünyamdaki korkunç denge ve huzur yoksunluğuna, tarifi namümkün acılarıma rağmen, bu gece burda hepsini kalbime gömüp beklediğinize değecek bilgi ve duygu yüklü bir yazıyla karşınıza çıkıyorum…
Buyrun afiyetle okuyun :
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
Farkettiniz mi çorap, şişman zayıf ayırt etmez,
ne kadar gösterişli, devasa bir göbeğiniz olursa olsun,
3 yaşında bi bebeğin çoraplarından içeri o tombik ayaklarınızı sokabilir,
ortalıkta çekinmeden fiti fiti dolaşabilirsinz.
Dolaşabilirsiniz çünkü bilirsiniz ki ne kdr dar olursa olsun o çorap pozisyonunuza göre ordan burdan bişeler förtletmiicektir ve hadi afedersiniz öküz gibi sıktı da förtletti diyelim, kim görecek kim bilecek… di mi ?
* Çünkü çorap sırdaştır. Sessizce ve sevgiyle sarıp sarmalayandır.
* Çorap özgürlük ve huzur demektir. Çorap sizi huzuru yakalamış özgür bir ruh yapandır. Baklavalısı, puantiyelisi, dantellisi, hello kitty lisi… dünyanın tüm çorapları ayaklarınızın altına üstüne her bi yerine serilmiştir. Çeşit boldur,limit yoktur. Elinizi attığınız herşeyin içine girebildiğiniz için çorap sizi tüm acılarınızdan, hayal kırıklıklarınızdan kurtaran, iç huzuru yakalatan kendinizle barışık yapandır. Müthiş bişeydir çorap.
* Çorap mucizevi ve açıklanması güç bir dehanın ürünüdür. O dur ki ayak gibi arzu nesnesi olması şaşırtıcı bir organı, üstünü kaplayarak bir dk içinde dünyanın en sevimli,enısırılası, en sarılıp yatılası objesi haline getirebilir.
* Seksizme karşıdır. Unisexdir bi kere. Anne, baba, kardeş, kuzen, arkadaş, sevgili vs demeksizin temiz olması şartıyla her an herkesin çorabını ayağınıza geçirmenizin bi mahsuru yoktur. Özellikle evden çıkış öncesi kriz anlarında baba çorapları hayat kurtarıcıdır….
Ama şimdi düşündüm de herkesin çorabı olmaz… temiz de olsa olmaz yani. İnsanın midesi kalkar bi kere… olmaz.. tmm yukardakini unutun.. Ama baba çorabından zarar gelmes.. Onu giymeye devam edin… Açılmamışlar varsa özellikle onları tercih edin.
* Çorabın pazardan alınanı makbuldür. Semtine göre değişir ama genelde 2.5 ytl kritik sınırdır, altına düşmemeye çalışın.
* Çorap sınırları kaldırır, kıtalarını birleştirir, insanları kaynaştırır ve disko sahnesinde bir yıldız gibi parlamanıza sebep olur. Çorap kaliteli ve sağlıklı bir cinsel hayatın anahtarıdır. Çorabına güvenen insan kendine de güvenir. Tabi… ne sandınız yaa..
* Çorap sadece çorap değildir. Kah elde kukla yapılandır kah karlı havada eldiven diye takılandır.
Özetlemek gerekirse ;
* Çorap anne gibidir. Sizi sorgusuz sualsiz kabul eder, olduğunuz gibi sever.
** Tabuları yıkmayı sever, asi ve devrimci bir ruhun sembolüdür.
*** Çorap insan ırkının yaradılışından beri yegane ve tek gerçek dostudur.
Sizde çorapları sevin ve ciddiye alın... ama gerçekten ciddiye alın.
Ve unutmayın…
Çorap candır, onu sevmeyen patlıcandır !!!
_______________
Bu saçmalıkları buraya kadar okuduğun için seni şüphe içinde tebrik ederim sayın okur.
mUTLu değilim efem. Yorgun, kırgın ve de büzgünüm... haala devam edebiliyosam derya adında bir hanımefendi sayesindedir. yat dese yatıyor, kalk dese kalkıyorum. hiçbir kararın sorumluluğunu, sıkıntısını yaşamıyorum, parayla ilgili bir derdim de kalmadı. o ne verirse onunla yaşıyorum. bitince evde oturup günlerin geçmesini bekliyorum. Aklımın ermediği, mantığın gerektiği, gücümün tükendiği heryerde yanıbaşımda dikelmiş duruyor buluyorum onu. Elimi bıraksa kalabalığın arasında kaybolurum, belki bunu farkında...
herneyse
ilk cümleden sebep ne yazmak ne de konuşmak ister bu gönül... belki bi süre böyle upload yığınakları yaparak geçiştiririm blogu, ve hatta bu keyifsizlik ve trajedi devam ederse nihai bir son bile bekliyor olabilir seni blog... dedim ya üzgünüm.. senin için bile ...
istersen hiç o "yrn sana şunu yapıcam, bunu yazıcam" kısmına girmeyelim, gerçi sözümü tutamayacağımı söyleyip gerçekten de sözümü tutmamam yeri geldiğinde ne kadar da tutarlı olabileceğimi gösterse de yine de şahsımda bi özgüven çatırdaması yaratmadı değil....
her neyse, daha önemli bi mesele var şimdi. hazır hasta yatağımda her yutkunduğumda boğazımdan aşşaa bi pinpon topunu yuvarlamaya, ürettiği sıvı başka bi kimyasal formülde olsa ist.lunun su ihtiyacını karşılayabileceğinden şüphelendiğim bi burunla başa çıkmaya çalışıyoken kan ter içinde geçirdiim tüm gecede bana eşlik etmiş müthiş bişeyi buraya not düşmemek olmaz... olamaz.... bakın ne diicem şimdi : :: : :
sefgili okur,
bu albüm ( ONCE OST ) ilaç gibi geldi bana, ne zmndır beni heyecanlandıracak bişeler dinleyemiyodum ve artık filminin de verdiği gazla mı bu aşk doğdu bilemicem ama en az 4 tane hit den bahsediyorum burda... upload edicem 3 ünü.... diğerini de albümü indirip kendiniz şeedin ama dimi... aaa hereşyi benden beklemeyin ... ayrıca filmi de izleyin, sıkılırsanız bana gıyabında argo sözler söylemeyin. ya da o filmden sıkılacak biri de okumasın ulen bu bilogu...
herşey, herkes için olduğu gibi sana da gerekli zamanı ayıramıyorum, ve daha kötüsü ara sıra aklıma geldiğinde içimin bi an olsun burulması dışında bundan pek de bi rahatsızlık duymuyorum... yine de beraberliğimizin 1 buçukuncu senesine yaklaşırken artık gelenekselleşen şekilde kendimi baskı altında hissettiğim, sorumluluklardan kaçmak istediğim bu gibi zamanlarda bir kez daha sana sığınmak istedim...
ayrıca geçen aypodumun bi köşesinde şunları buldum. Podcast olayını kurcalarken eklemişim sanırsam fakat şuan ne zmn, nasıl yaptım hatırlayamıyorum... yine de bu işlerden anlayan ve indie seven kimseler için şurdan yahut burdan ulaşılıp iç edilebilecek yayınların takip edilmesini şiddetle tavsiye ederim. hı bi de şu da onlarla ilişikli bi blog. ama henüz kurcalayamadım, daha geniş zamanlarda işalah der, hepinizi elma yanaklarınızdan öper kaçarım... sevgiyle kalın...
bunca keyifsizlik arasında bi de sana başlık bulamam canım ...
Thursday, November 29, 2007 ...priss...
"Tamam. Yazacağım. Ama bil ki, kan kaybeder gibi kelime kaybettim. Son yazdığım kitabın üzerine yıllar bindi. Ve bugünlerde, sokakta ateş istemek için bile iki kelimelik konuşmayı kafamda derleyip toparlamam gerekiyor. Provasız adımı bile söyleyemiyorum. Unutma ki ölmekte olan bir zihni yeniden hayata çağırıyorsun. Unutma ki Kayra'yı uyandırıyorsun ! "
çok tatsız günler geçirmekteyim blog. gündüzleri sınavdı, okuldaki insanlardı... bi hengamenin içinde hadi geçiyor da akşam eve gelip kitap defteri bi kenara fırlattıktan sonra içimdeki karanlıkla oracığa yığılıp kalmak, saatlerce aralıksız uyumak, ve uyandığımda hepsinin geride kalmış olduğunu görüp bi ohh be diyebilmek istiyorum.
son senenin, 18 dersin, bitince yüzleşilecek belirsizliğin, sevdiklerini görememenin, ruhunu besleyememenin, üretememenin, üretecek iç potansiyeli çoktan tüketmiş olmanın, inatla yozlaşmaya çalışıp nihayetinde başarmanın, yukardaki quote u iliklerimde hissettirecek kelime kayıplarını yaşamanın, ve artık anlatamamanın verdiği huzursuzluk... birleşip genel olarak hayatımın içine ediyolar...
ama
beni asıl öldüren, bi-2 gün öncesinde artık emin olduğum bir durumun tespiti... Biri benden nefret ediyor, beni görünce yüzü gözü, şekli şemali bi değişiyo, gözler devrilip dudak bükülüyo... evreninden beni soyutlayıp öyle devam ediyor yoluna ve bilmiyor .... ne söylediysem, ne yaptıysam aslında tam tersini hissettiğim, içimdeki sevgiden, arzudan, heyecandan utandığım, her knşmamızda ya da görüşmemizde bunların hepsini gözlerimden okuyabileceğinden korktuğum içindi. ona ne kadar yakın olmak istiyorsam bir o kadar uzaklara itmeye çalıştım ve şimdi kayıtsızlığını, içimi ürperten bakışlarını gördükçe kahroluyorum...
üstelik ben bunu hep yapıyorum, lisede de böyleydi, en çok sefdiğimi en çok acıtırdım, onlayken sözlerim daha sivri daha can yakıcılaşır, araya çizdiğim mesafeyi geçmemesi için düzenli aralıklarla alttan alttan ayarlar verirdim. üni yıllarında da aynı b.ku yedim farklı farklı kişilerle ve şimdi... birini daha kaybediyorum -belki de çoktan etmişimdir- ve bunu engelleyemiyorum. yaptığım g.tlüğü biliyosa daha ne diyebilirim ki zaten...
Viva Voce - Wrecking Ball [Tunng Remix] *************************************************** *************************************************** komacan bi albüm .. link telef olmadan indirin derim :
Dikkatimi celbetti ne zamandır tavsiye temalı postlara imza atmamışım, yok ayaam sakat, yok aşık oldum & eller aldı, yok aypodum kayboldu/bildisarayım bozuldu, ablam ıslak kek yaptı, dötüm tavan yaptı vs... Tamam halen daha bir masa lambam olmayabilir ama bu, bloğumu takip eden milyonları da cehaletin sonsuz karanlığında bırakmam gerektiği anlamına gelmiyor, değil mi benjamin ?
Bu sebeple tüm iyi niyetimle, istanbulun coşuk lalezarlarının etkisi altında kalaraktan bloğuma eski şaaşaalı didaktik yapısını geri kazandırmaya çalışacağım, ve bunu 2 adet, vazgeçtim 2 adet + yarım porsiyon önerisiyle servis edeceğim. Türk kaavesinin yanında su vermeyen "starfucks" ı kınarken çarşamba günü genel olarak havanın mevsim normallerinde seyrediceğini, lakin öğlen saat 3 civarı boğaz köprüsü semalarında,kısa bir süre için bol baharatlı bir hortum kadayıfı belireceğini müjdelerim. O sırada, Anadolu Yakasına geçmek üzere sol şeritte seyreden bir motorsikletli kurye sıkışan trafikte yan arabada Kissing Is Easy nin "tell me what you're gonna do tonight she's gonna" kısmısını sölerken coşmakta olan bir bağyanı süzmekte olup, Marmara Üniversitesi Göztepe kampüsünden evine dooru fiti fiti yürüyen sena adlı bağyan ise öndeki teyzenin hobarey diyerek yere attıı banka fişini en yakın çöp kutusuna atılmak üzere arkasından alıp hımhım da humhum diye söylenerekten yürümeye devam edecekti.. Ama onu kimse süzmeyecekti, süzse bile bu, muhtemelen o esnada dolmuştan geçmekte olan, sonradan best model turkey seçilecek olan ama şuanda istanbul kültür üniversitesi sahne sanatları bölümünde okumakta olan bir er kişi olcaktı ve sena kızımız sarışınlardan hoşlanmadığı için zaten bi şekilde bu ilişki çıkmaza girecekti...Evet...Çarşamba günü bunlar olacaktı....
Gelelim tavsiyelerimize :
Pretty Balanced dinleyip seven bünyelere ilaç gibi gelecek ama mp3 lerini bulanların iki kaşının ortasından öpülecek bi grup :
Bu hanım kızlarımız * Avusturya'nın bağrından kopmuş, isimlerinin manası hususunu şu şekilde :
" Alalie : Derived from Greek and Latin 1. "without a tongue" 2. the inability to speak.
Lilt (n.) : 1. rhythmic swing or cadence. 2. a lilting song or tune. "
açıklamış, son derece şirin bi vokale(aynı zamanda şarkıların hepbirinin söz yazarı) sahip, haklarında ingilizce kaynak bulmakta epey zorlanılan, myspace de dahi izine rastlanılmayan in cin misali içi dolu fıçıcık 5 kişilik bir topluluk... "hay ben senin grup tanıtımına, sana bu bloğu veren zihniyete" şeklinde serzenişte bulunanınız olursa 2 gündür uyu(ya)madığımı, birkaç saat sonra x-ray diffraction die bi dersten sınavım olduğunu, uykum her geldiğinde olduğu gibi burnumun akmakta olduğunu, gözlerimde ortaya doğru uzanan kırmızı kırmızı kıvrım kıvrım damarlar oluştuğunu,18 saattir sıfatımda duran fondotenin dokundukça verdiği yapışkanlık hissinin rahatsız ediciliğine katlanmak zorunda kaldığımı, müzik dinlerken aynı zamanda tutarlı şeyler yazmamın, odaklanmamın vs. pek bi zor olduğunu hatırlatarak çok merak ettiyseniz buyrun burdan yakın diyorum :
* Bateride bi abi var ama onun için girl band vasfını bu maharetli bağyanların elinden almak istemiyorum, ayrıca kadınların bateri konusunda yeteneksizliklerini anlamakta zorlanır gibi oldum bi an, sonra durup düşündüm de neden olmasın dedim...her cins her şeyi yapabilmek zorunda değil ki... babam da tortellini pişiremiyo mesela.. ben ise içine yımırta kabıı düşürmeden omlet yapamıyorum, hmm çelişkiler yumağına düştüm sanırsam.. yumak demişken örgü öğrenesim var, çeyiz düzesim var o konuya da bilahare deyinirim belki kim bilir )
• Ve işte 2. tavsiyemiz..sağlıklı yaşam için hergün 2 kadeh çilekli milkshake dermişim.. hayır demem tabi, Bitch And Animal derim :
last fm'deki wikipedia dan arak açıklamayı üşenenler için kesip biçip aktarıyorum:
2 kişiden mütevellit bir "queercore" grubu olan B&A müzik tarihinin henüz tozlanamamış sayfalarına gömülmüşse de kanımca takdire şayan bi gruptur, tabii ki wikipedia bööle demiyo, hay allam çok uykum var yaa, ehmm efenim bunlar kendi isimlerini kullanmıyolarmış işte bazı politik ve artistik nedenlerden ötürü, 2004 yılında ayrılmalarından beri bitch bi tarafta animal(ki pissed adlı şarkının sonunda bu isme layık olduğunu hunharca kanıtlamaktadır kendisi) bi tarafta müzikaldi, yeni yeni gruplardı takılıyorlar..Yazık olmuş, keyifli gruplarmış nitekim.. Aynı şekilde merak eden olursa grupla ilgili şu yazıyı :
okuyabilirler. benim çok uykum var, sonra okurum zaten birazdan sınava gideceğimdir (yalaan biraz kestiriim diyip başımı şuan bikaç cm ötemdeki yastığa koyacak ve uyuyakalacağım, derya cep telefonumdan dumanlar çıkana kadar arııcak uyanacağım ümidiyle ama mamafih o esnada ben rem in en ruh okşayıcı dehlizlerinde dolaşıyo olacağım)
Sparkly queen areola, boy girl wonder, best cock on the block, blah do blay, don't do crystal şarkıları da dinlemeye değer...
• Hımm bi de yarım porsiyon demiştik di mi,onu da myspce keşfimle doldurayım. Indie/art rock kategorisindeki Kansas city nin bağrından kopmuş gelmiş grubumuz hakkında dün okuduklarımdan tek aklımda kalan, adlarının aslında Veda olduğu ama Veda adında bi Fransız progressive metal grubu olduğu için hukuki bi sorundan ötürü adlarını Vedera olarak değiştirmek zorunda kalmaları ve o an bunun bi müzik grubu için ne kadar b.ktan bişey olduğunu düşündüğümdü.
Bunlar böyle müzik dünyasına yeni bişey katmıyor ama dındırı dındırı bi şekilde dinleniyor da, ben de anlamadım niye sevdiğimi bunları...
Yine Nest’ den sesleniorum sana… ve evet yine okula gitmediiim !!! Anneciğim internet öğrenip bloğuma ne yazdığımı okumakla tehdit ediyor beni. Neyseki kendisi klavyede “R” harfinin yerini henüz bulabilmiş değil !
Birçok kötü haberim var sevgili blog. En önemlisinden başlayayım ; IPOD UM KAYBOLDU !!! Hiçbir yerde bulamıyorum ve müziksizlikten delirmek üzereyim, çünkü ben dışardayken, yürürken yahut yolculuk esnasında müzik dinlemeden yapamam, zaten bilgisayarda müzik dinleyemiyorum, sadece uyumadan açıyorum ve onda da yorgunluk dereceme bağlı olaraktan playlistin ilk 5 yada 10. şarkısında uyuyakalıyorum. Hal böyleyken hayatımın en değerli varlığı, “Gülse Birsel” adını verdiğim, bir önceki postdaki fotoğrafla ölümsüzleştirip artık anılarımda yaşattığım ipodum olmuştu… Ama beterin beteri varmış sayın okur…
Hayat bazen -odak fakiri bir insan olmanıza rağmen- 40 yılın başında gazeteye gömülmüş bir şey okuyorken, inatla ve sinirlerinizi yerinden hoplatan bir kıkırdamayla gazetenizi elinizden çekip duran hınzır bir arkadaş gibidir. Ne kadar ciddi bir rahatsızlık verdiğini anlayamaz çünkü şuan Hayat, kendi anlamsız varlığının en eğlence dolu dakikalarını yaşamaktadır. (Neyse ki Derya bu bloğu okumuyor, bir daha gazetemi çekerse kendisini gazetelerin 3.sayfasının en yaratıcı ve dehşet verici cinayet öykülerinden birinin faili meçhul adlı başkarekteri yapacağım !!! )
Daha beteri demiştim ya sevgili blogcum, bildisarayım, tüm müzik arşivimin yuvası, benim bıcırık kara kutum bozuldu !!! Tamirci amca “ Şarjı bitip de kapandı mı hiç? ” diye sordu, “ Böhüeüehe eebet ebett ” diye cevapladım.. “Tamam işte işletim sistemin komple yok olmuş” dedi, “Bildisarayın f disk olmuş” dedi – bu sanırım hasta x oldu gibi bişey demekti….
Bendeniz kocaman gözlerinde yaşlar titreşen anime kahramanları gibi eblek bi suratla adama bakarken, bir anda, amcanın kaşlarının eskiden daha fırça olduğu, şimdi ise gayet şekilli, pırıl pırıl durmakta olduklarını farkettim, sonra adamın kaşlarını berberde aldırırkenki hali geldi gözümün önüne 1-2 saniye için. Ben böyle bir insanım işte sevgili blog. Bugün sabah psikoloğuma gittim ( Heyy!!! Herkesin sorunları olabilir, hem zaten buraya kadar okuyan bende bişeylerin çok da normal olmadığını çoktan anlamıştır. ) ve bir küsür saat boyunca gözüm gidip gelip kadının kulak memesine takıldı, lanet olsun dostum, BİRLEŞİKTİLER !!! Seda’yla Lost izlerken, Jack in mi Sawyer ın mı daha yakışıklı olduğu üzerine çevirdiğimiz geyik esnasında (tabiiki Sawyer !!! Sırseri herif yaaa !!! ) hayatıma giren birleşik kulak memesi takıntısı burda da karşıma çıktı. Efenim bu Seda insanı yeni tanıştığı birinin ilk kulak memesine bakarmış, bana da zamanında ööle yapmışmış ve iddiasına göre birleşik kulak memem olsaymış böyle kaynaşamazmışız…Gerçi, heyhat, ben her halükarda tavlardım kendisini
Nihayetinde psikoloğumun kulak memesine takıldı durdu gözüm ( bu ne menem bi memedir die incelemekten alamadım kendimi ) ve kadın da huylanıp bir türlü kalemi elinde tutamadı, oraya buraya saçtı durdu )
Benim mefta bilgisayarıma dönelim… Amca gerilmiş ekrana Clark Gable bakışları atarken, “ Bir saniye ” dedi ( fikri geldi! ) , birkaç tuşa bastı ve “ Senin hard diskin gitmiş ” ( phüüüüüüüü gibisinden bir efekt yaparaktan) “ Hard diski değiştirecez, arıza orda ” dedi. - “ Öhmm, bana bir fiyat verebilir misiniz ? ” dedim - “ Size 80 gb verelim, yaklaşık 200 YTL, hede desek hödö de deseeekk…. Ehmm… Yaklaşık 270 YTL olur, arıza tespit ücreti de almıyoruz siz eski müşterimizsiniz ” dedi.
Suratımda hiç denenmemiş ablak bir ifade, tüm embesilliğimle adamın beyazlaşan kaşlarına daldım gittim, cildi de kül rengiydi, en sevmediğim cilt rengidir, o ne ööle yaa ne siyah ne beyaz, ruh gibi gri insanlar… Bıyyk … Zaten gün boyu tüten bi amca kendileri, zor sabrettim dükkanında geçirdiğim her bir ana…
- “ Ben bir aileme danışayım, çünkü bu beni aşar ” deyip sıvıştım tükkandan…
Oysa daha çilem bitmemişmiş sevgili blog, son zamanlarda sergilediğim aşırı yapay mutluluk halinden ve okula gitmeyip bir yerlere çömüp yiyip yiyip geyik yapmaktan mütevellit dötüm aldı başını yürüdü, önümde bana ait değilmiş gibi kendiliğinden oraya buraya pörtleyen bir göbeğim oluştu, ortamlardaki tüm saygınlığım gitti, ister istemez maskot bir ruh haline büründüm, büründürüldüm…İlkin sadistçe bir zevk almıştım bundan, çünkü aldığım ilaçlar o kadar hoş tutuyordu ki gönlümü aynaya baktığımda hiçbişey beni rahatsız etmiyordu.. “Ayyh burnum çok güsel, şu kaşlarla gözlerin mucivezi uyumuna, elmacık kemiklerinin çeneyle oluşturduğu kusursuz bütünlüğe bir bak, hele o dudaklar, ooyyh kurban oliim ben sanaaa !! ” edalarıyla gülümseyip atıyordum kendimi dışarı. Neyse efenim, nereye geleceğim, 2 gün önce bıcırık annemin beni bi hayli şiddetli sarsıp kendime getirmesiyle ilacın neden olduğu yapay mutluluk hali uçup gitti ve acı gerçeklerle yüzleştim. O geceyi aylardır yapmadığım, yapamadığım şeyi yaparak, yani ağlayarak geçirdim çünkü henüz GEO dergisi mart sayısını almamış, tarih öncesi insan halleri adlı yazıyı okumamıştım !!! Bakınız nasıl da zayıflayarak yaradılışımıza karşı geliyoruz , niye nafile çıkıyor bu çabalar sanıyorsunuz ? Bakın kendi gözlerinizle görün :
Burda herhangi birşeye dikkat çekmeme gerek yok, sizin de gördüğünüz üzere herşey kabak gibi ortada
Erkekler neye benziyomuş merak edenler için :
Tabii ki burda soldaki figür er kişi, arkasından biçare koşturan ise dişi kişi oluyor...
Vee son olarak benim pek anlamlandıramadığım bir motif :
Yani şimdi burdaki hatun kişi olduğunu düşündüğümüz soldaki figürün neden fifisi var? , peki sağdaki erkek figürünün nie yok ? ve o neden ööle bit kadar kalıyo kadının yanında ? Bunu çizen tarihin ilk radikal feministi olabilir mi ? Ehh peki o ortadaki "şey" in cinsiyeti nedir ? Hiçbir seksüel emare göremediğimize göre ona da tarihin ilk aseksüel kişiliği diyebilir miyiz? Hımmm ???
Geyik bir yana, geceyi alınan 3 kararla noktaladım. Bunlardan biri spora yazılıp hamlaşan bünyeyi dürtükleyip harekete geçirmekti. Hemen ertesi gün bi fitness center a kaydoldum ve erkeklerin dünyasına hızlı bir giriş yaptım. Nerde bu sauna eşofmanlı, sarkık memeli teyzeler, gayet fit vücuduyla nispet yapar gibi saatlerce yürüyen takıntılı iş kadınları anlamıyorum. En son gittiğimde bahar dönemiydi ve mekanda bir kadınlar matinesi havası esmekteydi, yoksa cefakar Türk kadını zayıflama savaşından vaz mı geçmişti ???
Aayh konuya birtürlü gelemiyorum =( Spordaki ilk günümde spor salonunun telefonundan birilerinin beni aradığını söylediler. “ Ne alaka yau ” diye soran gözlerle elindeki telefonu “Semaa hanım Sema hanımmm” die bana doğru sallayan penguen suratlı abinin yanına gittim, telefondan yükselen gayet sinirli ve ağlamaklı sese kulak verdim, arayan ablamdı “Senaaaağğğğ !!! Staj defterimin içindeki zarflardan biri yooook !!! nereye koydun onuuuuğğğğ… Bööhühüehehe !!! ” diye kükrüyordu… İsyanlardaydı… Hayatın acımasız çarkları arasında ezilip parçalanmış jöle kıvamına gelmiş bendenize derhal eve gelmemi ve o zarfı bulmamı emrediyordu. Alel acele çıktım ve tabii ki oraya koyduğumdan, dünyanın en nafile ve acı aktivitesinin kendi falına kendi bakmak zorunda kalmak olduğundan emin olduğum kadar emin olduğum yerde bulamadım o kahrolası zarfı.. Daha önce belirttiğim sinirli ve ağlamaklı hal, bu ikisinin daha endişe verici yüksek bir raddeden ifade edildiği bir çığlık silsilesine dönüşmüştü ki ancak kriz anlarında parlak fikirler üretebilen lahana beynim, ablamın stajı yaptığı yerin patronunun oğlunu aramayı akıl etti ve kendisini, babasına yeni bir staj kabul belgesi hazırlamayı hatırlatması ve en yakın zamanda bize haber vermesi için ikna etti. Bazen dar vakitlere sığdırılmış ayaküstü sohbetler gün gelip böyle meyvelerini verebiliyor, yoksa ablam beni Derya’ dan önce 3. sayfaya kardeş katli başlığıyla haber yapardı.
Hımm… Giderayak taze haberleri vereyim;
• Bildi. mi başka bi abiye yaptırdım, çok da ucuza yaptı, çok mesudum… arşivim de gitmedi…kendimi sunrise klibindeki Norah Jones gibi hissediyorum…(gerçi kendisinin sesinden tiksinirim…somewhere over the rainbow yorumuna ise yok bi sözüm… layıkıyla söylemiş ablamız )
Aaa iyi haber diye sevinmeyin, hemen kötü bi gelişme oldu tabi bunun ardından, 2 dk mutlu mesut olamayacağım sanırım ben,
• Şu sobeleme zımbırtısında bahsettiğim platonik aşkım vardı ya… O feci halde başka birine aşık, nihayet kaz kafama dank etti bu… Başımı önüme eğip onu sevdiğimi hiçbi zaman bilmeyecek biri için bir iki damla göz yaşı döktüm.. Çok bedbahtım sevgili blog... Neyse bu da geçecek diye umuyorum…
Birileri Kütahya dan dönünce beni İstanbul Film Şeysi’ ne götürsün, sevineyim, eğleneyim ben inşallah… O birileri rica edicem bana souk davranmasın ayrıca…
Şimdilik bu kadar, buraya kadar sabredip okuyan tüm güsel insanların elma yanaklarından, kiraz dudaklarından (ahaha tmm tmm okdr da deil ) öperim
Esen kalınız, kimseye aptal aptal aşık olmayınız efenim…
Bu fidyoyu defalarca izledik halen daha gülüyoruz. Ellen DeGeneres ın (en son oscarları da sunmuş ama ben kırmızı halıyı izleyip yatmıştım salak ben bilmiyodum ki onun sunacağını ) cbs te sabahları yayınlanan programına texas dan 88 lik bi teyze telefonla bağlanıyo bigün ve etrafı kırıp geçiriyo, ertesi gün ellen kadını geri arıyo, zaten videonun başında bigün önceki programın özetini de veriyolar kısaca... Buyrun bi de siz izleyin bnm kadar komik bulacak mısınız bakalım :
Ne zamandır yazamadım, içime dert oldu, ama bak ilk fırsatını bulduğum anda koşup sana geldim, ilim irfanla doldurayım içini dedim... Ordan burdan aklıma gelen herbişii yazmaya çalıştım... Özel hayatla ilgili detay vermemek için bu tür yollara başvuruyorum ama sen biliyosun onu dimi ....................................... Benim için "çok uzun yazıyoo" diyorlarmış.. arkadaşların bu serzenişlerini dikkate alıp yeni bir uzun yazı örneği daha koyuyorum.. Tadını çıkarın ......................................
Okuyun: (Haala okumadıysanız ! ) Otostopçunun Galaksi Rehberi – Beni bir kitaba bağlayacak nerdeyse tüm öğeleri kullanmış, pek sevgili ve rahmetli Douglas Adams ; Gayet ciddi bir tonda söylenen çılgın, saçma fikirler, tanımlamalar… inceden ayar veren, naif, mizah dozu yüksek cevaplar ve yenilikçi bir hayal gücü (ahh tam da ihtiyacım olan şey ! ) Keşke kitabı yeni bir uzvum haline getirebilseydim, mesela 3. bir kol, boş bi yerimden dallanıp budaklanabilir ve tek işlev olarak bu 700küsür sayfalık kitabı taşımayı kendine görev edinebilirdi, hatta “special feature” olarak da tehlike anlarında, tehdit unsuru şahsın kafasına/poposuna indirmek için de kullanılabilir …………………………………… “Bu da nedir?” diye sordu Arthur. “Otostopçunun Galaksi Rehberi. Bu bir tür elektronik kitap. Sana bilmen gereken her şeyi anlatır. İşi budur.” Arthur tedirgin bir halde kitabı evirip çevirdi. “Kapağı hoşuma gitti, ” dedi. “Paniğe Kapılma. Bu, bütün gün bana söylenen en akıllıca ve faydalı şey.” ………………………………….. Birdenbire belirleyemediği bir kaynaktan şiddetli bir ses üzerlerine atladı. Bir taraftan bir kurt sürüsüyle boğuşurken diğer taraftan gargara yapmaya çalışan bir adamın hırıltılarını andıran sesleri duyunca korkudan nefesini tuttu Arthur. “Şşşt!” dedi Ford. “Dinle, bu önemli olabilir.” “Ö … önemli mi?” “Vogon kaptan genel bir duyuru yapıyor.” “Yani Vogonlar böyle konuşuyor mu demek istiyorsun? ” “Dinle!” “Ama ben Vogonca bilmiyorum!” “Bilmen gerekmiyor. Şu balığı kulağının içine tık yeter.” …………………………………………
Dinleyin : • Salı günleri, sourberry.org linkine tıklayıp 21:00 - 22:00 saatleri arası, Charls H. Duell tarafından hazırlanan (ama sunulamayan ;)) Parçalı Kurgu, • Perşembe günleri, saat 21-22 arası Açık Radyo-Magical Mystery Tour • The Czars, The Essex Green, Devotchka, My brightest diamond,Pretty Balanced...Ne güsel gruplarmış bunlar..Geç keşfediyorum ama iyi oluyor
İzleyin : Yaklaşık 2 aydır vizeler ve finaller vesilesiyle buram buram bunaltıldığım için pek bişey izleyemedim açıkcası, oysa ordan burdan kargoyla gelen bi dolu film var elimde… Bu nedenle film tavsiye kısmısını sevgili Simon Bey den alıyoruz… Sendeyiz Simon : ................................................. Raising Arizona: Coen biraderlerin 1987 tarihli ikinci filmi. Çocuğu olmayan –bir polis ve bir hırsızdan oluşan- evli bir çiftin, beşiz çocukları olan bir zenginin çocuklarından birini çalmaya çalışması üzerine kurulu absürd bir film. Holly Hunter ve John Goodman her zaman yaptıkları gibi efsanevi oynamışlar. Eğer uzun süredir adamakıllı komedi izlemedim diyorsanız kaçırmayın.
The Return(Asıl adı Vozvrashcheniye): 2003 yılından bir Rus filmi. Yıllardır görmedikleri babaları aniden çıkıp gelen iki çocuk, ve bu çocukların babalarıyla uzun bir yolculuğa çıkmalarını anlatan dingin bir film. Hatta 2003 yılında Siyad tarafından yılın en iyi yabancı filmi seçilmişti. Kaçırmayın.
Match Point: Woddy Allen’ın şekil değiştirdiği kara filmi. Tipik Woody Allen replikleri ve karakterleri bekleyenleri ters köşeye yatıran bir senaryosu var. Filmin kendisi de sık sık ters köşeye yatırıyor zaten. Her ne kadar Scarlett Johanson’u her filmde görmek sıkıyor olsa da karafilm severlerin kaçırmaması gereken bir yapım. .......................................... Teşekkürler Simon.. .......................................... BAKın: bakmagazine = Yine tasarım, illustrasyon , fotoğraf temalı hoş bi e- dergi… Hemen altta vereceğim linkten de e-book kısmısından indirip inceleyebileceğiniz mutluluk verici, ısrarla takip edilesi dergi…
Sömürün: • sömürgen.com : Ben şuana kadar e-book indirdim sadece, dierleri hakkında bir fikrim yok ama film, oyun, program ve diğer bi sürü hede hödöyü indirebilirsiniz, ne yazık ki benim e-book dışında hiçbiri ilgimi çekmiyor
• arcadupyrata.blogspot.com: Sanırım bu bloğu hazırlayan bi Rus, kendi sevdiği albümleri koyuyomuş, yılların kota mağduru bi müziksever olaraktan gördüğüm anda mutluluk gözyaşlarımı tutamadım, bilgisayarımı kucaklayıp okulumun yolunu tuttum… İlerleyen günlerde hatrı sayılır bir vaktimi burdaki albümleri test etmekle geçireceğimi ve elle tutulur bişi bulursam buraya da not düşeceğimi siz neşeli azınlıkla paylaşmaktan kıvanç duyarım :P (bu linki bulmamı sağlayan sevgili lpf_ashes a teşekkürleri bi borç bilrim)
Gidin: • Sakıp Sabancı Müzesi- Cengiz han ve Mirasçıları: Büyük Moğol İmparatorluğu Sergisi 7 Aralık 2006 - 8 Nisan 2007 tarihleri arasında imiş. Lisede filizlenen “Ben Moğolistan’a gidicem !” hayalimin uyandırdığı şevk ve heyecanla halen daha finallerimin biteceği günü bekliyorum gitmek için
• Elbette if istanbul 2007 ! , hemen bi kişisel seçimlerimi özetliyeyim : - Fantastik filmler kuşağında: Avida / Avida Taxidermia / Taxidermia
- Hit Filmler kuşağında: Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikâyesi / Wristcutters: A Love Story
- Filmde film: Sapığın Sinema Rehberi / The Pervert’s Guide To Cinema ,
- Gökkuşağı Bölümünde : Örtüsüz / Unveiled Baloncuk / Bubble Yeni Başlayanlar için Puccini / Puccini For Beginners
- Özel Gösterim de: Biz Ne Bilebiliriz Ki: Tavşan Deliğinden Aşağı / What The Bleep: Down The Rabbit Hole Aşkın 4.6 Milyar Yılı / 46 - Okunen No Koi / Big Bang Love, Juvenile A
• Aradığım mekanı bulmuş olabilirmiyim ? Yoksa böyle bir mekanı “aradığım mekan” olarak nitelendirdiğimm için ruh sağlığımla ilgili şüpheye mi düşmeliyim ? Bu kısım Acıbademe özel olduğundan konuya uzak kimselere okumaya devam etmemelerini öneririm : Efendim mekanımızın adı .. Evet bende ilk duyduğumda “bu mudur yani..püfff ” demiş olsam da içeri girince evim evim güsel evim nidaları arasında kedi misali sobanın yanına tünedim kaldım.. Mcdonald s, burgerking, starbucks bermuda üçgeninin arasında kıytırık bi apartmanın zemin katına sığınmış miniminicik bi cafe sherbett… Sahibinin kendi elleriyle yaptığı leziz ev yemekleri, her daim taze çekilmiş kahve ihtiva etmesi ve yine her derde deva şerbetleri, çaldığı oynak balkan şarkıları, barry white lar yüzünden kıpraşmaktan arkadaşınızla 2 çift laf edememeniz, iştahla makarnanızı hüpletirken birden kendinizi mekan sahibiyle salsa yaparken bulmanız, starbucks ın önünde mendil satan çocukların üşüdüklerinde buraya sığınıp karınlarının yine mekanın sahibi tarafından doyurulması, o sırada yüzlerine bakmadan yanından geçtiğiniz bu çocuklarla yanyana yemek yiyip, astroloji hakkında sohbet edebilme şansı bulmanız! , dvd odasında puflara kurulup arkadaşlarınızla istediiniz filmi istediğiniz zaman izliyebiliyor olmanız … Düşündükçe aklıma bi çok şey geliyor ama kısaca son zamanlarda bulunmaktan en fazla zevk aldığım yer SHERBETT… Sahibi kapatıp dans okulu açmayı düşünüyor… Şahsım için kaygı verici gelişmeler bunlar =(( İşte bi kaç foto daha: ............................................................
Eveet.. Burda bitiriyorum artık canım okuyucularım, sıkmadım inşalah sizi.. hem sıkılan zaten çoktan gitmiştir dimi nie dert ediyosam kendime... Ama takdir ediyorum bi taraftan kendimi, bayaa baya uğraştım da yazdım şunca şeyi.. manyak mıyım neyim ya aaa
Sağlıcakla kalın bloğumu okuyan müthiş sexy, alımlı, güsel insanlar.. Hepinizi çok seviyorum canlarım benim (Hade leen )